7 Kasım 2009
Mayıs ayından beri Cihangir'de ikamet eden Ark Kültür, perşembeden itibaren 'Kesişme Noktası' isimli sergiye ev sahipliği yapmaya başladı. Bu sergide sanat ve tasarımın iç içe geçtiği ve her izleyicinin kendi yorumunu katmaya açık bir ortam yaratılmış. Küratörü Mahmut Nüvit Doksatlı ile birlikte gezdiğimiz sergide ilk girdiğimiz oda, zeminde yanan mumların etrafında yer alan kadehler, bardaklar, şişeler ve duvarda iki yastıkla karşıladı bizi. Bu tasarımların kimlere ait olduklarını belirten bir not yoktu etrafta. Zaten bu 'kimliksizlik' durumu, serginin tamamına yayılmış. Yani ilginizi çeken bir tasarımın kime ait olduğunu öğrenmeniz mümkün değil. İnsanların yan yana sergilenen iki kadeh ya da bardağa göz ucuyla bakıp geçmelerinin yerine, bu tasarımlara bakarken merak duygularını yitirmemeleri amaç edinilmiş.
"Yeni bir keşif yolculuğuna çıkıp bu eserlerle yeniden tanışalım, keşfedelim istedim. 1981'de Melih Cevdet Anday'ın Sanat Olayı dergisinde bir denemesi basıldı ve o yazı vesilesiyle Anday'la görüşmeye gittim. Şöyle demişti bana Anday: 'Neden eski Mısır gibi gelişmiş bir toplum, sonsuza kadar yaşamak üzere bir mezar odası yaparak onu boyasın, bir sanat eserine dönüştürsün? Esasında onu sanat için yapıyordu. Öyle sonsuza kadar yaşama fikri gibi basit bir düşünceyle yapıldığı kanaatinde değilim.' Bu sergi de bu deneme ve görüşmeden yola çıkarak hazırlandı. Ettore Sottsass buna benzer bir sergiyi (Memphis) yine 1981'de Milano'da yapmıştı. Biz de burada sanat eseri gibi iş yapan Türk tasarımcıları bir araya getirdik. Tasarımcılar gelip, diğer tasarımcıların işleriyle tanıştılar ve nasıl üretim yapmaları konusunda bir tartışmaya girdiler. Benim amaçlarımdan biri de bu ortamı yaratmaktı," diyor Doksatlı. Odaların dışında salon kısımlarına da yerleştirilen tasarımlar, daha önce hiç görmediğimiz açılardan sergileniyor. Hep önden gördüğümüz, bu görüntüsüyle tanıdığımız bir koltuk bizi arkasına dönmüş bir şekilde karşılıyor; sofra ya da sehpaların üzerinde sergilenmeye alışılmış çatal-bıçak-kepçe gibi mutfak gereçlerini ise tavandan sarkıtılmış, havada yüzerken görebiliyoruz.
"Yeni bir keşif yolculuğuna çıkıp bu eserlerle yeniden tanışalım, keşfedelim istedim. 1981'de Melih Cevdet Anday'ın Sanat Olayı dergisinde bir denemesi basıldı ve o yazı vesilesiyle Anday'la görüşmeye gittim. Şöyle demişti bana Anday: 'Neden eski Mısır gibi gelişmiş bir toplum, sonsuza kadar yaşamak üzere bir mezar odası yaparak onu boyasın, bir sanat eserine dönüştürsün? Esasında onu sanat için yapıyordu. Öyle sonsuza kadar yaşama fikri gibi basit bir düşünceyle yapıldığı kanaatinde değilim.' Bu sergi de bu deneme ve görüşmeden yola çıkarak hazırlandı. Ettore Sottsass buna benzer bir sergiyi (Memphis) yine 1981'de Milano'da yapmıştı. Biz de burada sanat eseri gibi iş yapan Türk tasarımcıları bir araya getirdik. Tasarımcılar gelip, diğer tasarımcıların işleriyle tanıştılar ve nasıl üretim yapmaları konusunda bir tartışmaya girdiler. Benim amaçlarımdan biri de bu ortamı yaratmaktı," diyor Doksatlı. Odaların dışında salon kısımlarına da yerleştirilen tasarımlar, daha önce hiç görmediğimiz açılardan sergileniyor. Hep önden gördüğümüz, bu görüntüsüyle tanıdığımız bir koltuk bizi arkasına dönmüş bir şekilde karşılıyor; sofra ya da sehpaların üzerinde sergilenmeye alışılmış çatal-bıçak-kepçe gibi mutfak gereçlerini ise tavandan sarkıtılmış, havada yüzerken görebiliyoruz.
Bir başka köşede Serhan Gürkan'ın her zaman duvara dayalı durması gereken Beautiful Unit isimli mobilyası, ortada, duvardan bağımsız bir şekilde duruyor. Aslında bu duruşun ne kadar fonksiyonel olduğu tartışılır ama artık birçok endüstri ürünü ya da mobilyanın çok da işe yarar olmasına dikkat edilmiyor. Tıpkı Philippe Starck'ın meşhur limon sıkacağının ne kadar fonksiyonel olduğunun önemli olmaması gibi. Artık form, fonksiyonu aştı. O ürünü alma gücü, statü kimi zaman ve kimileri için çok daha önemli. Üç kata yayılan sergide hem çok eski hem de çok yeni tasarımcılar bir araya getirilmiş. En alt kattaki oda ve köşelerde daha loş bir ortam yaratılmış, insanların merak etmeleri istenmiş. Buradaki odada, Adnan Serbest'in göz hizasına yükseltilen sandalyesinin başka çizgilerinin de ortaya çıkarılması düşünülmüş. Aynı odada Alev Ebuzziya'nın sürahileri, Ela Cindoruk'un kâğıttan yaptığı mücevherleri, Dilek Aksu'nun kumaşları da bir arada sergileniyor. Atilla Kuzu'nun şu ana kadar belki yüzlerce kez dergi ve gazetelerde yayımlanan beyaz bankı, burada bir köşede ayağa kalkmış. Kuzu, bankının bu şekilde sergilendiğini gördüğünde, "Bu bana bir esin verdi. Ben bundan başka bir iş daha yapacağım," demiş. Bu beyaz bankın önünü kapattığı odaya ise girilmiyor. Bu odada Lucca'nın şeffaf, içi çekirdeklerle dolu koltuğu ve tabureler bulunuyor. "Tasarımların yeniden tanımlanmasını bekliyoruz, üzerlerinde yeniden düşünülmelerini..." diyor Mahmut Nüvit Doksatlı. Yorumlamaya gönüllü olanlar, 10 Aralık'a kadar Ark Kültür'e uğramayı ihmal etmesin. Adres: Batarya Sok. No: 2, Cihangir, Beyoğlu (İtalyan Hastanesi'nin karşı sokağı)
Tel: (0212) 243 07 89
Ziyaret saatleri: 10:00-18:00 (pazar günleri kapalı)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder